Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2007

Yeter artık















Başta şehit aileleri olmak üzere tüm Türkiye'nin başı saolsun diyorum..

Askerlerimiz sırtlarında 30 kg yükle o vadilerde saatlerce yürürken, bu ülke toprakları için şehit olurken ne yaptık? Ne yazıkki Türbanı tartıştık... Sonuç ne oldu? Şehit sayımız gün gün arttı. Şimdi ne oluyo? Bushu bekliyoruz.. Sonuç? Sonuç 5 Kasıma kadar aynı :(
ARTIK YETER !

05 Ekim 2007

Kuşlar...




















İki ay önce gelen misafirimiz tek kişiydi ama üç kişi olarak sonbaharda göçüp gidecek. Çok alıştık onlara, minik fincanla yanlarına su koyup, kartonla güneşi kesmeye çalıştık hep. Domates reklamında adam balkonundaki tek domatesi şemsiyesi ile yağmurdan koruyorduya hani aynen öyle.






















Ben onları dış etkenlerden korumak için uğraşırken annem onları ürküttüğümü ve annesinin yavrularını terkettiğini söylediğinde çok üzülmüştüm. Ama biryandan da hiçbir anne yavrusunu terk etmez diye kendimi avuturken ertesi gün annelerinin geldiğini görünce nasıl mutlu oldum anlatamam.
Sanırım son kez yavrularını doyurdu ve uzaktan onları izliyor.

22 Ağustos 2007

BLOGUM 1 YAŞINDA


Daha dün gibi hatırlıyorum bloguma ilk başladığım günleri. Heleki 22 Agu 2006 ilk yazımı yazarken, ilk fotografı eklerken büyük heyecan ve tereddütle basıyordum klavyenin tuşlarına. Blog kullanmayı öğrenmek için rastgele deneme yazılarını bile olurda internette yayınlanırda silemezsem diye inanılmaz dikkatli davranıyordum :) Halbuki yanlış olsun ne olacak, Merkez Bankası hesaplarını tutmuyorum ya burda :) Şimdi gülüyorum ama işte herşeyin ilki gibi o günlerde güzel anılarda kaldı yukarıdaki minik kareler gibi...

Fotoğraflar olsun, ziyaretciler olsun, paylaşımlar olsun, yorumlar tüm herşey tüm yaşanılanlar hepsi çok güzeldi. Blogumu takip eden, tariflerimi deneyen ve bana yardım eden tüm herkese çok teşekkür ediyorum.






















Bu pasta ise blogumun 1. yaş pastası. Şeker hamuruyla çiçekli pasta yapmak isteyen yeğenlerimle biraraya geldiğimizde yaptık. Yaz günü neşesinde olsun istedik rengarek, içimizden geldiği gibi...

25 Haziran 2007

Mutlu bir haftasonu :)



















Haftasonu demek bana sadece pazar gününü çağrıştırır çünkü geç saate kadar süren iş günlerinden biri demek cumartesi :( Fakat geçtiğimiz cumartesi günü öylesine mutluydum ki, çikolatalı pasta grubundan ortak zevklere sahip birçok bayan bir araya geldik. Sevgili Burcu'nun yeni açmış olduğu Kızıltoprak Bake Shop'da buluştuk. Güleryüzüyle herkesi hoş tutabilen ve misafirperverliğiyle kapılarını sonuna kadar bize açan Burcu'ya kocaman teşekkürler...

Sanki hepimiz birbirimizi daha önceden tanıyormuşcasına rahat ve keyifli saatler geçirdik. Birde Sevgili Ebru'nun Kanal24 de yayınlanmak üzere organize ettiği kısa bir video çekimi yapıldı. Bu keyifli saatleri aşağıdaki video çekimi ile ölümsüzleştiren herkese de ayrı ayrı teşekkürler...



Nukhet, Burcu, Aylin, Esra, Oya, Özlem, Ebru ve hatta şuan için isimleri aklıma gelmeyen herkese bu güzel geçen gün için çok teşekkür ediyorum sizlerle tanışmaktan çok memnun oldum. Umarım bu buluşmalar sık sık tekrarlanır, umarım uzaklarda olup bu hobi ile uğraşan herkes birgün Bake Shop'da böylesi güzel bir gün geçirir. Ayrıca bir teşekkürüm daha var Nukhet'e. Çook uzaklardan Dubai'den söz veripte getirdiği çiçek seti için. O set ile yapacağım tüm çiçekleri sana ve kızlarına ithaf ediyorum şimdiden. Sevgiyle kal...

20 Mart 2007

YENİ OYUNCAKLARIM























Bu karede görünen herşey beni o kadar mutlu ettiki anlatamam. Bunlar birçok blogda eşsiz güzellikteki pastaları süsleyen marifetli ellerin kullandıkları birkaç pasta aparatı. Almanya'da yaşayan bir arkadaşım İngiltereyi ziyaret edip daha sonra İstanbula geleceğini duyduğumda hemen O'na çok istediğim fakat Türkiye'de bulamadağım birkaç malzemenin fotograflarını yolladım. Pastacılık grubundan birçok arkadaşım farklı sitelerden siparişler vererek yurtdışından getirtiyorlar fakat benim en çok istediğim Sevgili Işıl'ın pastalarında kullandığı bu Fancy-Fill Cake Pan setini sadece Amazon'da görmüştüm fakat bu ürünü Türkiyeye göndermediklerini bildiren mail almıştım. Artık tek şans yurt dışında yaşayan bir yakınıma rica etmekti.
Birde Sevgili Burcu birçok çalışmalarında kullandığı squeeze bottlesların (plastik, krema veya royal icing sıkma şişesi) çok rahat oldugunu söylemişti. Açıkcası çok merak ettim ve bir tanede ondan rica ettim. Diğerleri ise üç boy yaprak kalıbı. Çok sabırsızlanıyorum onları kullanmak için.
















Bu çok şirin yumurtalıklar da annemin hediyesi. Onlarıda çok beğendim :) İki gündür sayelerinde sabahları yumurta haşlar olduk.

18 Mart 2007

VATAN SİZE MİNNETTAR

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

Mehmet Akif ERSOY



Adeta genç bir neslin telef olduğu bu savaştan 92 yıl geçmesine rağmen dünyanın her yerinden ve ülkemizin her köşesinden milyonlarca insanın Çanakkale’ye gelip şehitlerini anıyor olması bu savaşın ve uğruna kan dökülen bu toprakların ne kadar önemli ve kutsal olduğunun bir işaretidir.

Ulu Önder Atatürk dahil olmak üzere bu ülke icin Sehitlik ve Gazilik mertebesine ulasmis herkesi büyük saygıyla anıyorum. Aynı zamanda, birdaha belkide göremeyeceğini bile bile sevdiği eşini, nişanlısını, doyamadığı oğullarını savaşa gururla gönderip zor hayat şartlarıyla savaşan annelerimizi hasretle anıyorum.

Savaşta Ocean'dan atılan bir mermi Mecidiye Tarabyasını yerle bir etmiş ve orada sadece 3 kişi hayatta kalmış. İçlerinden biri Koca Seyit (üst fotograftaki) derin bir nefes alarak 230 kiloluk top mermisini sırtına alıp topa sürmüş. "Ya Allah" diyerek ateşlemiş ve Ocean zırhlısı deniz üzerinde derin bir yara almış. Hayatta kalanlardan Yüzbaşı Hilmi Bey gözlerine inanamamış ve Topçu Neferi Seyit'e sarılarak defalarca öpmüş. Hepsi şehit olacakları günü bir gün öncesinden hissederlermiş.

Bilgisayarımda sürekli ziyaret ettiğim dosyaların hepsinde bu fotograf vardır. Sanki internette birdaha bu fotografa ulaşamayacakmışım gibi kaybetmekten çok korkuyorum. Boş vakitlerimde Çanakkale Zaferi ile ilgili tüm siteleri geziyorum tekrar tekrar okuyorum hiç ama hiç doyamıyorum. Onlar bu vatanın bir karış toprağına bile şehit olmak için adeta birbirleriyle yarışmışlar. Lütfen onları unutmayalım. Mehmet Akif ne de güzel söylemiş şiirinde "Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın."

14 Mart 2007

İKİNCİ MUTLULUĞUMUZ






















Hiç lepistes cinsi balığım olmamıştı şimdiye kadar. Genelde japon ve melek çeşitleri büyütmüştüm hep. Uzun zaman oldu 4 tane lepistes balık hediye gelmişti bana ve geçen ay bir tanesinin karnının büyüdüğünü hissettim. Hemen gidip araştırdım ve o annemize uygun bir yavruluk aldım. Zaman geçmek bilmiyorudu birtürlü, hem o küçük kutunun içinde anneciğimiz sıkılıyor diye üzülüyor hemde merakla yavrularımızı bekliyorduk. Bir gün uyandığımızda ailemize 15 tane minik katıldıgını görünce dünyalar bizim olmuştu. Bu ilk mutluluğumuzdu, ne yapmak gerekiyordu, onlara nasıl bakmak gerekiyordu hiçbirşey bilmiyor ve inanılmaz heyecan yaşıyorduk. Yavruluktan annemizi çıkardık ve biz ona sevinirken başka bir acı yaşadık. Yavrulardan birinin üç tane gözü vardı ve minicik beden için bu çok ağır bir yüktü, yüzemiyordu. İki üç gün sonra onu kaybettik :(























Dün gece ikinci mutluluğumuzu yaşadık. Büyük balıklarla aynı ortamda yaşayabilecek, kendilerini savunabilecek büyüklüğe geldiklerini düşündük ve onları büyük akvaryumun içine bıraktık. Ve yukarıdaki fotograf ise ilk kez büyük akvaryumda yüzerek yukarı çıkıp yemek yemeleri.





Bu da Şukufe. Bana hiçbir heyecan yaşatmıyor belki ama o benim canım. 6 senedir birlikteyiz onunla. Hep elimden yem yer. Bazen hiç ilgilenemediğim zamanlar oldu, bazende başımın üstünde tuttuğum zamanlar. Ama biliyorum ki o herzaman benimle.













Eskiden bizim için çok değerli kedimiz ve köpeğimiz vardı (farklı zamanlarda) Çok alışmıştık ve onları kaybedince büyük acı yaşadık. Sırf o acılara dayanmak çok zor oldugu için birdaha o tür hayvanlar istemiyor annem. İnşallah şuanki minikleri kaybetmem, benim için farketmiyo ben aynı acıyı her hayvan için yaşıyorum çünkü.

29 Ocak 2007

Hakkımda..





















Geçen yıllarda ( blog okuyucusu iken) birbirlerini sobeleyen bloggerları zevkle okur tanımaya çalışırdım. Hergün ziyaret ettiğim sitelerin yazılarını, tariflerini ve tüm paylaştıklarını okudukça daha merak eder olmuştum yazarlarını. Daha fazla okudukça daha iyi tanıdım ve daha çok içlerinde olmak istedim. Öyle güzel dostluklar öylesine büyük paylaşımlar varki bloggerlar arasında hiçbirşey yazmasam dahi bir blogum olması için 1 yılı aşkın bir süre düşünmüştüm. Aslında herşey perde pilavı ile başlamıştı. Nasıl bilebilirdimki google arama çubuğuna perde pilavı yazıp tıklamakla böyle güzel bir dünyaya açılacağımı...
Sobeleme oyunu bu aralar tekrar gündeme gelmiş ve sevgili Nukhet kendini tanıttıktan sonra beni sobelemiş. İyiki varsınız, tüm paylaşımlarınız dostluklarınız için sonsuz teşekkürler.

  • Hayatta en çok değer verdiğim kavram ailedir. Akşam olup eve geldiğimde apartmanın önünde kafamı kaldırıp evime bakınca ışığının yanıyor olması bana çok şey ifade ediyor. Biliyorumki içinde sıcacık yemekleriyle bizi özlemle bekleyen annem var. İşte o manzara tüm yorgunluğumu alıyor. Kimsenin olmadığı karanlık soğuk bir eve girmekten hiçbir zaman hoşlanmamışımdır.
  • Küçükken annemin tüm aile bireyleri toplanmadan yemek masasına oturulmaz dediği için ve beni aç aç beklettiği için çok hırçınlaşırdım. Ama şimdi anlıyorumki çok haklıymış ve O'na çok teşekkür ediyorum bana böylesine güzel birşey aşıladığı için. Ailece yapılan pazar kahvaltılarındaki mutluluğumu bazen hiçbirşeye değişmem.
  • Beni hiç tanımayan uzaktan gören birisi için fazlasıyla sert bir yapım vardır fakat ailem, arkadaşlarım, akrabalarım dostlarım için asla böyle değildir.
  • Ayrılıkları hiç ama hiç sevmem. Varolan değerlerim için herzaman şükrederim.
  • Hergün uyandığımda biran önce Posta ve Hürriyet gazetelerini almak için sabırsızlanırım. İnternetten gazete okumayı hiç sevmem. Hatta gazetede okuduğum bir haberi bloguma taşımak için internet sayfasında araştırdığımda bulamadığım çok olmuştur. Bazen haberi bulup fotografını bulamamışımdır vs.. Mutlaka oturup gazeteyi elime alıp sayfalarını tek tek açıp alıştığım yazarları yerlerinde bulup okuacağım.
  • Hastaneleri pek sevmem. Aslında görevi icabı minnettarım fakat kendimi kötü hissediyorum. Geçen yıl fazlasıyla içinde buluduk umarım birdaha o tür şeyler yaşamayız. Tüm hastalara acil şifalar diliyorum.
  • Hediye almayı çok seviyorum. Süpriz yapmayı da çok seviyorum fakat fazla yapamamışımdır. Çok ama çok fazla heyecanlı bir insanımdır hiçbirşeyi saklayamam veya içimde tutamam :)
  • Halk oyunlarını çok severim ve başta kafkas olmak üzere tüm yöreleri bilirim. Titiz ve disiplinli bir çalışmanın ardından ortaya çıkan güzel gösterilere hayranım. Belki verilen emeği biliyor anlıyor olmamdan kaynaklanıyordur, gözlerim izlerken hep dolu dolu olur.
  • Gezmeyi seviyorum. Avrupayı seviyorum. Osmanlı İmparatorlugunun en son Viyana bölgelerine kadar ilerlemesinden dolayı olsa gerek o bölgeleri çok benimsiyorum ve heryerini merak ediyorum.
  • Avrupa'da tarihe çok değer veriliyor ve büyüğü küçüğü herkes değerlerine sahip çıkıyor, kolluyor. Ama bizde böyle değil. Haydarpaşa Garı için kötü zihniyetlerinin düşüncelerini duyduğumda çok üzülmüştüm, "müjdemi isterim, gar kurtarılıyor, otele çevirilerek kurtalıyor" sözlerine sinirlendiğim kadar. Anadolundan başlayan yolculukların hep son noktasıdır orası. Dedelerimizin ellerinde tahta bavulla inip, yeni bir hayata merhaba dedikleri yerdir. Tarih hep çok önemlidir benim için.
  • Neyse, nerden nereye geldim :) Herzaman iyi bir dost, iyi bir evlat, iyi bir öğrenci olmak için çok çabaladım. Büyüklerin sözlerini, nasihatlarını herzaman önemsedim. Hayatımın her döneminde çok iyi bir dinleyici oldum. Kendime olan güvenimi hiçbir alanda yitirmedim. Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan bir şehirde büyüdüm ve hiçbir zaman insan ayırt etmedim. Farklı sınırlar içinde yaşıyor, farklı dine inanıyor veya farklı bir rengi var diye kimseyi hor görmedim. Yukarıdaki fotografta bunun için.
Bende Sevgili Işılı merak ediyorum ve sobeliyorum. Umarım vaktin vardır birşeyler yazmaya.

15 Aralık 2006

KABAK TATLISI ve BİR EGE GEYİĞİ
























Salı günü haber gelmişti perşembe için, babamın teyzesinin kızları bize geleceklerdi. O gün işe biraz geç gittim çünkü hem tatlıları ben hazırlayacaktım hem de azda olsa uzun zamandır görüşemediğim akrabalarımızla görüşecektim. Bir saat kadar yanlarında kalabildim, masa kurulmadan işe dönmek zorunda kaldım. Olsun buda yetti bana :)

Misafirlerimiz için ben muhallebili kurabiye, kabak tatlısı ve çikolatalı kek yaptım. Annem ise çerkezlerin en beğenilen yöresel hamurişini, yani velibah. Velibah herkes tarafından çok beğenilen birşey olduğu için biliyordum ki benim yaptıklarıma çok fazla ilgi gösterilmeyecekti :( Ama akşam eve döndüğümde aldığım güzel sözler beni çok mutlu etti. Özellikle çikolatalı kekin tarifi sabırsızlıkla bekleniyormuş. Çikolatalı kekin tarifini yarın yazabilirim çünkü bugün kabak tatlısı ve günün akşamında izlemeye gittiğim Dondurmam Gaymak filmini anlatacağım. Fazla vaktim yok ama film ile ilgili anlatmak istediğim çok şey var :)

Malzemeler
  • 1 kg balkabağı
  • 2,5 su bardağı şeker
  • 1 çay bardağı su
  • dövülmüş ceviz
Önce kabağı yıkıyorum, ardından kabuklarını soyup dilimliyorum. Derince bir tencereye koyup üzerine şekeri serpiyorum ve suyunuda ilave edip orta hararetli ateşte kabaklar kendi suyunu çekip yumuşayana kadar pişiriyorum.

Aslında tarif annemin göz kararı tarifi :) Şimdi düşünüyorumda ilk öğrenmeye başlarken neden anneme şu göz kararı şekerini bardakla dökde bende sayayım dememişim bilmiyorum. Ama zamanla onun göz kararı ölçüsü ile benim göz kararı ölçüm birebir tutmaya başladı ve öylede gidiyor. Birde annem kabaklar piştikten sonra az miktarda şekeri tekrar serpip fırınlıyor. Şekeri karamelize oluyor ve kabaklar parlak bir görünüme sahip oluyor. Lezzetide ayrı bir güzel oluyor.



















Gelelim Dondurmam Gaymak filmine. Öncelike sinema salonundan çok mutlu ayrıldım. Başlıca nedenlerinden biri hatta en önemlisi, bu filmin doğu etkisinden kurtulmuş olması. Yıllardır doğu ve güneydoğudaki aşiret hayatını anlatan Türk filmlerden öyle sıkılmışım ki, dün bu filmi izleyince anladım.

Film Ege sahilinde ufak bir beldede geçiyor. Küçük bir yüzölçümüne sahip bir avuç insanın kocaman yürekleriyle oynadıkları bu film, pazar payını reklam ile büyütmüş bir firmayı kendisine büyük bir rakip olarak gören dondurmacı Ali'nin küreselleşme karşısında ufak bir esnaf olarak verdiği savaşı anlatıyor. Ve bu mücadeleyi "bir ege geyiği" olarak ele almışlar, çoğu zaman güldürecek zaman zaman hüzünlendirecek bir film...

Bir kere bu filmde öyle büyük reklamlar ünlü oyuncular falan yok. Tamamen amatör ruhların güzelliğine, egenin köylerinde, ilçelerinde, büyülü doğasına, müthiş manzarasına, o sıcacık insanların tatlı ege şivesine kapılıp gidiyorsunuz. Filmde oynayanların %99 u o bölgede yaşayan ilk kez kamera karşısına geçen sıcacık sevgi dolu insanlar. Zaten ben eleştirileri okuyup filme öyle gittim ve giderkende ufak bir ege gezintisine çıkıyormuşum gibi düşünerek gittim.

"Bu film deyim yerindeyse hormonsuz gübresiz bir tür organik tarım oldu" demiş yönetmen Yüksel Aksu. Gerçektende öyle :) Yönetmeni Muğlalı, oyuncuları Muğlalı, senaristi Muğlalı, sponsorları Muğlalı. Tam bir imece filmi olmuş yani. "Biraz da dünya literatürünü taradım ve orda, bu tarihsel mirasın üstünün örtüldüğünü tozlandığını biliyordum. Üfledik altından oyunculuk cevheri çıktı" demiş ve bunları okurken ben çok duygulandım. İlk galayı Muğlada köy köy gezerek davullu zurnalı yürüyüşler eşliğinde seyyar kamyon sineması ile yapmışlar. Keşke bende orda olsaydım :( Yönetmen Yüksel Aksuyu tebrik ediyorum, hem yaşadığı yere ve değerlerine sahip çıktığı için hem de böylesine güzel bir iş çıkardığı için.

Filmde iki yer aklıma kazındı. Biri çocuklardan oluşan bir grup çetenin meyve bahçelerine saldırması. Heryer yemyeşil, taptaze meyveler, tertemiz bir doğa muhteşem görüntülerdi. Diğeri ise beyaz iki katlı evlerden oluşan daracık sokakta sabah ezanı vakti bir yürüyüş eşliğinde çaresiz dondurmacı Ali'ye öğütler veren, sakinleştiren ve tüm karamsarlığını yok eden bir dede. Ne kadar güzel birşey bir insanın yanında tecrübeli büyüklerin bulunması. Ve onlardan dinlenilen anılar, hatıralar, nasihatlar, yaşama dair herşey...

06 Aralık 2006

Uzaktaki kardeşime,

Kardeşini seç sitesinde bir tık ile başladı herşey. 2 yıl oldu daha sesini bile duyamadım ama yüreğimin bir köşesindesin hep. Sadece sen değil ailen ve sınıf arkadaşlarında var aslında. Ama herşey gücüm yettiği kadar kardeş... Çoookkk uzaktasın çok.

Ne mutlu böyle bir site oldu dedik, ne mutlu bağlarımızı koparmıyoruz dedik, ne mutlu hiçbirşey yapamasakta mektuplaşıyoruz dedik, aaaa orda 2 metre kar var yinede defterlerin ulaştı mııı dedik sevindik.

Ama öyle bir dünya olmuşki artık, senin benim ve diğer kardeşlerimiz üzerinden kötü niyetlilerin oyunları sarmış heryeri. Hani sana kutularımı ulaştırmamı sağlayan yurtiçi kargo varya, kardeşini sec kampanyası başlığı altındaki tarife ile %30 indirimli idi. Ben burda, acaba kırmızı kalem göndersem sınıftaki diğer arkadaşları kıskanır mı diye düşünürken, bazı insanlar eşine dostuna ehlikeyf kargolamalarını kardeşini seç kampanyası başlığı altında indirimli göndermeye başlamışlar... Durum böyle olunca indirim falan iptal olmuş tabi. Böyle güzel yardımlaşmaları baltalayanlar var, böyle güzellikleri teşvik yerine suiistimal edenler var kardeş...

Kendine iyi bak, söyleyecek birşey bulamıyorum...

21 Kasım 2006

Yaratıcılık...








Bir yaprak ömrünü tamamlayıp düştükten sonra onu tekrar hayata kavuşturmayı denemişler, çok da güzel olmuş.. Hep hamurdan, çikolatadan mı güller yapacağız. Birazda doğanın bize sundugu harikalardan doğal güller yaratalım.
Bu slideshowu scrool marquee adlı uygulama ile yaptım. Herhangi bir sorunum oldugunda hemen blogundan yararlandıgım birisi var. Aziz Bey hiç yorulmadan bloggerlar için araştırmalar yapıyor ve sitesinde tüm bilgilerini açıklayıcı anlatımıyla bizlerle paylaşıyor. Teşekkürler...