15 Aralık 2006

KABAK TATLISI ve BİR EGE GEYİĞİ
























Salı günü haber gelmişti perşembe için, babamın teyzesinin kızları bize geleceklerdi. O gün işe biraz geç gittim çünkü hem tatlıları ben hazırlayacaktım hem de azda olsa uzun zamandır görüşemediğim akrabalarımızla görüşecektim. Bir saat kadar yanlarında kalabildim, masa kurulmadan işe dönmek zorunda kaldım. Olsun buda yetti bana :)

Misafirlerimiz için ben muhallebili kurabiye, kabak tatlısı ve çikolatalı kek yaptım. Annem ise çerkezlerin en beğenilen yöresel hamurişini, yani velibah. Velibah herkes tarafından çok beğenilen birşey olduğu için biliyordum ki benim yaptıklarıma çok fazla ilgi gösterilmeyecekti :( Ama akşam eve döndüğümde aldığım güzel sözler beni çok mutlu etti. Özellikle çikolatalı kekin tarifi sabırsızlıkla bekleniyormuş. Çikolatalı kekin tarifini yarın yazabilirim çünkü bugün kabak tatlısı ve günün akşamında izlemeye gittiğim Dondurmam Gaymak filmini anlatacağım. Fazla vaktim yok ama film ile ilgili anlatmak istediğim çok şey var :)

Malzemeler
  • 1 kg balkabağı
  • 2,5 su bardağı şeker
  • 1 çay bardağı su
  • dövülmüş ceviz
Önce kabağı yıkıyorum, ardından kabuklarını soyup dilimliyorum. Derince bir tencereye koyup üzerine şekeri serpiyorum ve suyunuda ilave edip orta hararetli ateşte kabaklar kendi suyunu çekip yumuşayana kadar pişiriyorum.

Aslında tarif annemin göz kararı tarifi :) Şimdi düşünüyorumda ilk öğrenmeye başlarken neden anneme şu göz kararı şekerini bardakla dökde bende sayayım dememişim bilmiyorum. Ama zamanla onun göz kararı ölçüsü ile benim göz kararı ölçüm birebir tutmaya başladı ve öylede gidiyor. Birde annem kabaklar piştikten sonra az miktarda şekeri tekrar serpip fırınlıyor. Şekeri karamelize oluyor ve kabaklar parlak bir görünüme sahip oluyor. Lezzetide ayrı bir güzel oluyor.



















Gelelim Dondurmam Gaymak filmine. Öncelike sinema salonundan çok mutlu ayrıldım. Başlıca nedenlerinden biri hatta en önemlisi, bu filmin doğu etkisinden kurtulmuş olması. Yıllardır doğu ve güneydoğudaki aşiret hayatını anlatan Türk filmlerden öyle sıkılmışım ki, dün bu filmi izleyince anladım.

Film Ege sahilinde ufak bir beldede geçiyor. Küçük bir yüzölçümüne sahip bir avuç insanın kocaman yürekleriyle oynadıkları bu film, pazar payını reklam ile büyütmüş bir firmayı kendisine büyük bir rakip olarak gören dondurmacı Ali'nin küreselleşme karşısında ufak bir esnaf olarak verdiği savaşı anlatıyor. Ve bu mücadeleyi "bir ege geyiği" olarak ele almışlar, çoğu zaman güldürecek zaman zaman hüzünlendirecek bir film...

Bir kere bu filmde öyle büyük reklamlar ünlü oyuncular falan yok. Tamamen amatör ruhların güzelliğine, egenin köylerinde, ilçelerinde, büyülü doğasına, müthiş manzarasına, o sıcacık insanların tatlı ege şivesine kapılıp gidiyorsunuz. Filmde oynayanların %99 u o bölgede yaşayan ilk kez kamera karşısına geçen sıcacık sevgi dolu insanlar. Zaten ben eleştirileri okuyup filme öyle gittim ve giderkende ufak bir ege gezintisine çıkıyormuşum gibi düşünerek gittim.

"Bu film deyim yerindeyse hormonsuz gübresiz bir tür organik tarım oldu" demiş yönetmen Yüksel Aksu. Gerçektende öyle :) Yönetmeni Muğlalı, oyuncuları Muğlalı, senaristi Muğlalı, sponsorları Muğlalı. Tam bir imece filmi olmuş yani. "Biraz da dünya literatürünü taradım ve orda, bu tarihsel mirasın üstünün örtüldüğünü tozlandığını biliyordum. Üfledik altından oyunculuk cevheri çıktı" demiş ve bunları okurken ben çok duygulandım. İlk galayı Muğlada köy köy gezerek davullu zurnalı yürüyüşler eşliğinde seyyar kamyon sineması ile yapmışlar. Keşke bende orda olsaydım :( Yönetmen Yüksel Aksuyu tebrik ediyorum, hem yaşadığı yere ve değerlerine sahip çıktığı için hem de böylesine güzel bir iş çıkardığı için.

Filmde iki yer aklıma kazındı. Biri çocuklardan oluşan bir grup çetenin meyve bahçelerine saldırması. Heryer yemyeşil, taptaze meyveler, tertemiz bir doğa muhteşem görüntülerdi. Diğeri ise beyaz iki katlı evlerden oluşan daracık sokakta sabah ezanı vakti bir yürüyüş eşliğinde çaresiz dondurmacı Ali'ye öğütler veren, sakinleştiren ve tüm karamsarlığını yok eden bir dede. Ne kadar güzel birşey bir insanın yanında tecrübeli büyüklerin bulunması. Ve onlardan dinlenilen anılar, hatıralar, nasihatlar, yaşama dair herşey...

7 yorum:

serinmavi dedi ki...

Ellerine sağlık kabak tatlısı çok leziz görünüyor.

Selam ve sevgiler

Derya dedi ki...

Teknik açıdan iyi bir film değil dediler ben gitmedim. Ama sizin anlatımınızı okuyunca hemen gidip izlemek geldi içimden. Çok farklı yaklaşmışsınız filme. Pozitif düşünceli biri olduğunuz çok belli. Çok teşekkürler.

Bu arada kabak tatlısı nefis görünüyor.

Adsız dedi ki...

Türk insanının doğal yaşam koşullarını bozmadan, şiveye büyük önem verilerek çekilmiş bir film. Anlattığınız gibi muhteşem manzaralar var filmde. Müthiş bir doğa ile iç içesiniz.

gökhan dedi ki...

kabak tatlısı sevemedim bir türlü. egeye özeldir sanırım bu tatlı, hatta kabak şekeride vardır bir arkadasım altınoluktan getirmişti.

Tulosh dedi ki...

Serinmavi canım teşekkür ederim.

Derya hanım merhaba. Ben doğal olan herşeyi çok seviyorum. Bu filmdede onu yakaladım. Sanırım pozitif olmakla alakası yok sadece önyargısız olmak önemli. Güzellikleri farkedebilmek önemli.

Anonymous evet şiveye çok büyük önem verilmiş. Aslında bu kendiliğinden oluşmuştur :) çünkü oyuncular o bölgenin insanı.

Gökhancım merhaba. Kabak şekerini bilirim çıtır çıtır çok güzeldir. İlk yediğimde kabak olduğuna inanamamıştım. Ceviz büyüklüğünde şeker gibi birşey :)

Asortik Krep dedi ki...

Film oscar için Amerikaya gitmeden burada da oynadı yani Fethiye'de..İnanın o kadar az kişi seyretmiş ki..Ben işten dolayı gidemedim ama bu hafta yine geldi..Fırsatını yakaladığım an gideceğim..Genelde Türkler geleneklerin ve yöresel güzelliklerin farkına ancak birileri sahiplenirse farkına varıyor.

Tulosh dedi ki...

Merhaba asortik krep,
Bir ara vakit bulursanız mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Geçekten söylediğiniz doğru, malesef içerisinde yaşadığımız doğanın, çevredeki değerlerin kıymetini ancak birileri gündeme getirirse farkına varıyoruz.